Elektrikli Otomobil THINK’in Macerası
Bu yazı Electric Hybrid CARS Dergisinin 2nci sayısında (2011 yılında) yayımlanmıştır. Bu yazıdan önce yine sitemizde yer alan Alphan Manas Röportajını okumanızı tavsiye ederiz.
‘
THINK EV’İ RUSLAR KAPTI.

Geçtiğimiz ay, özellikle birkaç Türk yatırımcısı açısından, belki de son zamanların en ilginç ‘el değiştirme’ anlaşmasına şahit oldu. Norveç merkezli elektrikli otomobil markası THINK, allengilli denebilecek kadar şaibeli bir ihale yöntemi ile, peşinden koşturduğu bir çok finansörün saf dışı kalmasına sebep oldu. Aslında her şey çok güzel başlamıştı. 1999 yılında FORD tarafından 150milyon$ sermaye ile kurulmuştu. Fakat işler pek tahmin edildiği kadar güzel gitmedi. 2003 yılına gelindiğinde 4. iflasını yaşamıştı bile. Tabi burada bazen ileriyi görmek -vizyon sahibi olmak- demek finansal riskleri de mutlaka peşinen kabul etmek demektir. 2006’ya gelindiğinde firma FİN ve ABD’li 2 ortak tarafından satın alınıp yoluna devam etti. 2010 yılına kadar 2500 adet aracın satışı yapılmıştı bile. Bu arada otomobilin bir çok plastik parçası, firmanın talipleri arasında da bulunan Bursa’lı Lider Plastik tarafından üretiliyor.
Avrupa satış fiyatı 20000Euro olan Think City’nin, son aylardaki ‘en ilginç’ el değiştirme operasyonunu, Sn Alphan Manas’ın ağzından dinleyelim;
”
Aslında Think EV için satın alma fikrimi Mart ayında yapılan Mart 2011’de yapılan Cenevre Fuarında belli etmiştim. Ama istenilen fiyat gerçekten çok yüksekti. Şirketin gidişatının iflas ile sonuçlanacağı kesindi. Beklemek en mantıklı olanıydı. Ama şirket Türkiye’yi kurtarıcı olarak görmüşti ki, Türkiye’de birçok yatırımcı ile görüşmüşlerdi. Bunların arasında ESAS Holding, Garanti-Koza İnşaat ve Karsan’da vardı. Şirketin yaklaşık 90 milyon USD borcu vardı ve yeni model geliştirmek için de 60 milyon USD isteniyordu. Yani aranan 150 milyon USD idi ve bunun karşılığında verilecek hisse ise %80’di. Bu da şirket değerini yaklaşık 185 milyon USD’ye getiriyordu.
Şirketi oldukça yakından inceledim. Yeni model için aranan 60 milyon USD gerçekten yüksek bir rakam. Daha doğrusu işin büyük kısmını Türkiye’ye kaydırdığınızda bu rakam neredeyse yarı yarıya düşer. Ama borç çok yüksek ve bu borcun altına girmeyi gerektirecek bir durum yok. Yeni modelde özellikle eski şasi (platform) geliştirilerek yenileniyor. Ayrıca PCU–Power Control Unit denilen ve elektrikli araba’nın tüm güç kontrolünü yapan sistem’in de yeni versiyonu kullanılıyor. Arabayı Pininfarina tasarlamış. Norveç ve İngiltere’deki ekip çok başarılı. Bu ekip şu anda bulundukları yerde kalmaya devam ettiği taktirde başka firmalara da hizmet verebilir.
Bizim Türk’lerin anlamadığı işte bu.
* Bir tane elektrikli araba yapıp işin bittiğini zannediyorlar. Onlara sadece şunu söyleyeyim: Arabayı 4.0 wolt ile şarj ettiğinizde pilin çevrim sayısı 3,000 olurken, bunu 4.1 wolt’a çıkardığınızda çevrim sayısı 1,200’e düşüyor. Yani pilin ömrü neredeyse %60 azalıyor. Bu detaylar tabii ki bir tane prototip ürettiğinizde görebileceğiniz detaylar değil. Bir de hepimizin bildiği gibi bilgimiz ne kadar az olursa işin zorluk derecesi bize o kadar az gelir.
Think EV’nin iflas ettiği günün hemen ertesinde Oslo’da şirketin iflas işlemini yürüten avukatlık şirketi Thommessen ile bağlantıya geçtim. Şartnameyi temin ettim ve ekibimle beraber çalışmaya başladım. Teklif için verilen süre 1 haftaydı. Dünyada hiçbir firma 1 hafta içinde böyle bir firmayı satın almak için hazırlık yapma şansına sahip olamazdı. Ben bu konuda sadece kendimizi şanslı görürken, aslında bu ihalenin tezgahlandığını gözden kaçırdım.
Öncelikle ihale sürerken BD Otomotiv ile teklif veren Osman Boyner’in Think’i satın alacağı ile ilgili haber Milliyet ve Vatan gazetelerinde yayınlandı.Haber Şaşkınlığımı gizlemem mümkün değildi. Daha ihale yapılmadan nasıl bir firma Think’i satın alabilirdi ki? Sanırım inanılmaz bir fiyat teklifi vermiş olmalıydı. Meraktan ihale sonrası teklifini araştırdım. Toplam teklif €2’dan fazla değildi. Yani şirketi bedavaya alıp büyütmeyi teklif ediyordu. Tamam da şirketin garanti altına alınacak borçları ne olacaktı? Bu da en az 12 milyon Euro ediyordu. Yani bu rakamın altında herhangi bir teklifin ciddiye alınması mümkün değildi. Diğer Türk konsorsiyum Lider Plastik ve Yeşil Kundura’nın ihaleye giriş motivasyonu ise farklıydı. Lider Plastik Think’in plastik parçalarını üretiyordu. Bununla ilgili yatırım yapmıştı ve bundan hem zarar etmiş, hem de Think’den 900,000 Euro alacağı vardı. Hürriyet gazetesi ile yaptığı röportajda Lider Plastik alacağını 1.7 milyon Euro olarak söylemiş ama ihale dökümanı ile benim elime verilen belgedeki rakam 900,000 Euro olarak gözüküyordu. Lider Plastik’in konsorsiyum ortağı Yeşil Kundura ise (ihaleye katılan firma Planet Green) zaten ilginç projelerin peşinde olan bir firmaydı. Terrafugia marka Uçan Araba’ların üretimini Türkiye’de gerçekleştirecekti.
İhalede finale kalan Rus Boris Zingarevich aslında bu ihaleyi almak veya elektrikli araba üretmek hedefinde değildi. Amacı büyük yatırımcısı olduğu Ener1’ın pil satışlarını garanti altına almaya çalışıyordu. Think’in son montajını yapan Finlandiyalı Valmet Automotive şirketine de dolaylı olarak ortaktı. Daha önce Porsche üreten Valmet bu kontratı elinden kaçırınca saati €60 olan işçilerine iş bulmakta zorlanmaya başlamıştı. Zingarevich dolayısıyla bir taşla birkaç kuş vuracaktı. Ama kazın ayağı öyle değil. Maliyetleri yükselten pil ve son montaj ile lojistik’ti ve bunları çözmeden şirket düzlüğe çıkamayacaktı. Zingarevich bu şirketi alınca aynı tas aynı hamam devam edeceği için iflas gene kaçınılmaz olacak. Bu sefer daha da kötü. Çünkü Ener1 zaten ince buz tabakasında hareket ediyor. Think ihalesi ile ilgili Boris Zingarevich’in ihalede finale kalması şirketin halka açık olduğu NASDAQ’da yatırımcıları kandırmış gözüküyor. Çünkü geçen Cuma, yani Boris Zingarevich’in finale kaldığı haberi duylduğunda 0.76 USD olan hisse bugünü 1.00 USD’den kapattı. Unutulmaması gereken yatırımcının artık akıllandığı ve bu tür hikayeleri çok uzun süre yemediğidir. Zaman geçtikçe durum değişecektir.
İhale ile ilgili önemli noktaları şöyle özetlemek lazım:
– İflas masasını temsil eden hukuk firması Thommessen Norveç yasalarının gösterdiği şekilde hareket etmedi ve herkese eşit davranmadı.
– Daha da ilginci ihale süreci içinde iflas masası başkanı Jo Rodin New York’a gitti ve ihaleye giren Ener1 & Boris Zingarevich & Valmed konsorsiyumundan önemli kişilerle görüşme yaptı.
– İflas masası bizi “Alacağı Garanti Altına Alınmış” 2 şirket ile anlaşma ve onaya zorladı. Bu şirketler Boris Zingarevich ile ihaleye beraber giren ve dolaylı/dolaysız ortağı olduğu Ener1 ve Valmet idi. Hem onay alamadığımız gibi, hem de teklifimiz öğrenildiği için şansımız azaldı. Ama içeriden aldığımız bilgiye göre onlar sadece alacaklarından vazgeçerek teklif verdiler.
– İflas masası başkanı New York’da rakip firmalar ile görüşürken ekibin %75’i de tatildeydi. Zaten sonucu ayarlanmış bir ihale olduğu için ekibin çoğunluğunun tatile çıkması sorun olmadı.
– Norveç kanunlarına göre Think çalışanlarının görüşleri dikkate alınması gerekirken dikkate alınmadı.
– Brightwell’in teklifinin en iyi nakit teklif olduğu iflas masası tarafından Norveç’teki bizim avukatlık ofisimize aktarıldı.
Büyük bir olasılıkla iflas masasını temsil eden hukuk firması Thommessen hakkında soruşturma başlatılacak. Norveç’in en büyük gazetesi Dagens Naeringsliv bu skandalın üstüne gidiyor. Benimle yaptıkları röportajı aynen yayınlayan gazete, ihalenin düzmece olduğunu da ortaya koymuş oldu.
Bundan sonra bekleyip göreceğiz. Think’den asla vazgeçmeyi düşünmüyorum. Tüm mühendisler Brightwell ile çalışmak istediklerini belirttiler. Hatta Fransa’da satın aldığımız Tilter’in teknik alt yapısında, özellikle güç elektroniğinde destek olacaklarını belirttiler. İhalenin bu şekilde Rus yatırımcıya verilmesi durumunda hiçbir mühendis onlarla çalışmayacağını belirtti.
Elektrikli Araba firması satın alma çabalarımda şu ana kadar yaşadığım sınırlı başarıya rağmen, hiçbir çabası olmayanlardan daha fazla başarısızlık oranına sahip olacağımı da biliyorum. Zaten girişimciliğin en önemli kuralı da bu zaten – Asla vazgeçme !
”
[divide style=”3″]


